İslami Eğitim Platformu

Günah ve Sevab

İslami Eğitim Platformu/Günah ve Sevab => Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "(Resulüm!) Mü'min erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını

Gönderen Konu: Günah ve Sevab  (Okunma sayısı 1245 defa)

İlahiyat

  • Grup İlahiyat
  • Onursal Üye
  • *
  • İleti: 2421
  • Rep Puanı: 63
: Aralık 10, 2007, 12:51:39 ÖS
Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "(Resulüm!) Mü'min erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır." (Nur; 30)

    Allah-u Zülcelal, erkeklere gözlerini harama bakmaktan yasakladığı gibi kadınlara da harama bakmamalarını emretmiştir. Dünya musibetlerine, meşakkatlerine dayanamazken, Allah-u Zülcelal'in azabına nasıl dayanacağız?

     Ebu Umame radıyallahu anh şöyle anlatmıştır:  "Allah Rasulü'nün huzuruna bir genç gelir ve: "Ya Resulallah, zina için bana izin ver, çünkü tahammül etmem mümkün değil!" der. Orada bulunanların Kimisi ağzını kapamak kimisi eteklerinden tutup çeker. Fakat Hz. Peygamber  (S.A.V) susar; onu dinler, sonra da yanına çağırır, dizlerinin dibine alır ve oturtur ve sorar: "Böyle bir şeyin senin ananla yapılmasını ister miydin?"

     Genç: "Anam babam sana feda olsun Ey Allah'ın Rasulü,   istemezdim." der. Hz. Peygamber  (S.A.V):"Hiç bir insan da, anasına böyle birşey yapılmasını istemez!" buyurur ve tekrar:"Senin bir kızın olsaydı, ona böyle bir şey yapılmasını ister- miydin?" diye sorar. Genç:"Canım sana feda olsun Ya Resulallah, istemezdim." der.

     Hz. Peygamber  (S.A.V): "Hiçbir insan da, kızı için böyle birşey yapılmasını istemez!" buyurur ve yine:"Halanla veya teyzenle böyle birşey yapılmasını ister miydin?" diye sorar. Genç:

    "Hayır, Ya Resulallah, istemezdim!" diye cevap verir. Hz. Peygamber  (S.A.V):"Kız kardeşinle ister miydin bir başkası onunla zina etsin?" diye sorar. Genç:
"Hayır, hayır, istemezdim!" der. Bunun üzerine Hz. Peygamber  (S.A.V) şöyle buyurur: "Hiç kimse de, halasıyla, teyzesiyle ve kızkardeşiyle zina edilmesini istemez."

    Hz. Peygamber  (S.A.V) daha sonra elini bu gencin göğsüne koyar ve şöyle dua eder: "Allahım bunun günahını bağışla, kalbini temizle ve namusunu muhafaza buyur." (Ahmed bin Hanbel)

    İnsan, hakikaten derin olarak düşünürse, nasıl kendi hanımına, annesine, kız kardeşine bakılmasını istemiyorsa, o da yabancı kadınlara, başkalarının hanımına, annesine, kız kardeşine bakmamalıdır. Madem ki sen, seninkine bakılmasını istemiyorsun, başkalarınınkine niçin bakıyorsun? Herkesin bu şekilde düşünmesi lazımdır. İnsan, bundan daha ziyade Allah rızası için bakmamalıdır. Çünkü namahreme bakmak, insanın dinine bir zehirdir.

    Allah-u Zülcelal bize, bu dünya hayatında, akıl vermiştir. Allah-u Zülcelal'in bize verdiği bu cevheri, aklımızı, güzel ve yerinde kullanırsak, yanlışımızı ve taksiratımızı meydana çıkarabiliyoruz.

    Buna şöyle bir örnek verebiliriz; bir insan çok kuvvetli bir padişah ve çok kuvvetli askerlerin elinde, bir sur içinde esir olmuştur. Askerler öyle kuvvetli ki insanı bacağından tutup duvara çarptıkları zaman, insanın beyni parça parça olmaktadır.  Padişah, esir olan cemaate der ki: "Benim bir işim vardır. Bu işimi sabaha kadar yapacaksınız."
Padişahın sağında cennet, köşkler, bahçeler ve her çeşit nimet, solunda ise öyle bir ateş var ki alevleri göklere çıkıyor. Padişah, cemaate: "Eğer sabaha kadar uyumaz, istirahat etmez, bu işi yaparsanız bu köşk ve bahçeleri size vereceğim. Eğer yapmazsanız, sabahleyin sizi bu ateşte yakacağım." der.

    Bakınız! Düşünürsek, bir gecenin vakti çok uzun değildir. Hatta, yaz geceleri iki üç saattir. İnsan: "Hayır ben yatacağım, keyfime bakacağım, sabahleyin ne olursa olsun." deyip iki üç saat rahat etmek, yatakta yatmak için uzun bir müddet ateşin içinde yanmaya razı olursa: "Şimdi keyfime bakayım, iki üç saat sonra ateşin içinde azap görürüm." derse bu insanda akıl, fikir var mıdır?

    O örnekteki gece hayatı, dünya hayatının misalidir. Hatta dünya hayatı o iki üç saatlik geceden, daha kısadır. Dünya, ahirete nazaran, o iki üç saatlik gece kadar da değildir. Bir saniye gibidir.

    "Bu örnekteki padişahın emrini yerine getirmeyen kişinin, ne kadar akılsız olduğu hepimizce malumdur. Oysa, iki üç saatlik o kısa gecede, padişahın emrini yerine getirse, biraz kendisini rahatsız etse, sabahleyin bahçeler, köşkler, apartmanlar, nimetler, her çeşit meyve, sebze ve devamlı olarak keyf-u sefa içinde olacaktı. Dünya hayatında, Allah-u Zülcelal bizlere bazı emirler vermiştir. Eğer o emirleri yerine getirirsek, cennete gideceğiz.

    Nasıl bir insan, bir insanı sevdiğinde, evine gitmek istiyorsa, insan da Allah'ı seviyorsa, daima O'nun evine gitmeyi istemesi, camide durması lazımdır. Allah-u Zülcelal her yerdedir, fakat ibadet yeri olan camiyi, evi olarak kabul etmiştir.

    Bazı namazlar nefse, diğer bazı namazlardan daha ağır gelmektedir. Nitekim Hz. Peygamber  (S.A.V) hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Yatsı namazını cemaatle kılan kişi gecenin yarısını namazla geçirmiş sayılır; hem yatsı ve hem de sabah namazını cemaatle kılarsa, bir gecenin tamanını ibadetle geçirmiş sayılır." (Ebu Davud)

    Enes bin Malik radıyallahu anh'den rivayet edilen başka bir       hadis-i şerifte Hz. Peygamber  (S.A.V) şöyle buyurmuştur: "Kişi birinci tekbire yetişmek şartıyla kırk gün namazını  cemaatle kılarsa, biri ateşten, diğeri nifaktan olmak üzere kendisine iki berat yazılır." (Tirmizi)

    Çünkü insan, kırk gün cemaatle, huzurlu olarak namaz kılarsa, Allah-u Zülcelal tarafından onun kalbi, ruhu, vücudu tedavi olur. Onun için de Allah-u Zülcelal onu münafıklıktan kurtarır.

    Hadiste geçen, tekbir-i ihramın manası; imamın namaza başlarken,  Allah-u Ekber  diyerek tekbir almasıdır. Kişi de kırk gün, imamla alınan bu tekbire yetişirse, Allah-u Zülcelal ona iki berat nasip eder.

    Hz. Ömer radıyallahu anh'in, Abdullah ismindeki oğlu, her hangi bir sebeple, öğlen namazı cemaatine gelemediğinde, kendisini cezalandırıyor, ikindi vaktine kadar namaz kılıyordu. Bir gün yatsı namazını, her hangi bir nedenle, cemaatle kılamadığı için sabah ezanına kadar namaz kıldı.İşte onlar, Allah için nefislerine böyle ceza veriyorlardı. Nefis de Allah'ın düşmanı olduğu için Allah-u Zülcelal, kişinin nefsine verdiği bu cezadan razı olur.Mesela, insan yemek yediği zaman, yemeğin sonuna doğru "Nefsim daha yemek istiyor, ama Allah için yemeyeceğim!" dediği zaman, kazanır. Bu durumda insan, nefsi yemek istemesine rağmen, Allah için yemeyip nefsine muhalefet ettiği için kazanır. Yani insan, nefsinin istediğinin tersini yaparsa, Allah-u Zülcelal tarafından mükafatlandırılır.Allah-u Zülcelal, cemaatle namaz kılan ve zikir yapan kimseleri şu ayet-i kerimede methetmiştir:"Nice erler ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz."  (Nur; 37)

     İşte Allah-u Zülcelal, bu kişileri böyle övmektedir. Bu zümreye girebilmek, onlar gibi olabilmek için ezan okunduğunda, hemen Allah'ın zikrine, namaza, ibadete koşmamız lazımdır.

    Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh'dan rivayetle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Camilere gitmeyi adet haline getiren bir adam gördüğünüzde onun kâmil bir mü'min olduğuna şahit olun. Zira Allah-u Zülcelal: "Allah'ın camilerini ancak Allah'a ve ahiret gününe inananlar imar ederler." (Tevbe; 18) buyurdu. (Tirmizi, İbn Mace, İbn Huzeyme, İbn          Hıbban, Hakim)

    Demek ki, insanın kalbi camiye bağlıysa, daima camiye ve cemaate gidiyorsa, onun imanlı olduğuna şahitlik edebiliriz. Çünkü camiler, Allah'ın evidir.
Her hangi bir yerde, bir cami inşaatı olduğunda, elimizden geli-yorsa maddi yardım etmeli; eğer yapamıyorsak, cami inşaatında bedenen çalışmalı, bu sayede kendimizi, onun hayrından mahrum etmemeliyiz.

    Ebu Zer radıyallahu anh'den rivayet edilen bir hadis-i şerifte, Hz. Peygamber  (S.A.V) şöyle buyurmuştur: "Bir kişi, bir kuşun yuvası kadar caminin yapımına yardım ederse, Allah-u Zülcelal ona cennette bir köşk verir." (İbn Mace)

     Bakınız, Allah için yapılan hizmet, ne kadar az olmasıma rağmen, Allah-u Zülcelal ne kadar büyük bir mükafat vermektedir. Fasıklar zannediyorlar ki, Allah-u Zülcelal dünyayı, keyf ve sefayı, onlara, kendileri hürmetine vermektedir. Halbuki, Allah-u Zülcelal bu dünyayı, kendi dostları hürmetine ayakta tutmaktadır.Allah-u Zülcelal başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "(Onlar şöyle yakarırlar) Ey Rabbimiz! Bize ihsan ettiğin hidayetten sonra kalplerimizi haktan saptırma, bize kendi katından rahmet ihsan eyle! Şüphesiz ki, Sen bol ihsan sahibisin." (Al-i İmran; 8)

    Bu ayet-i kerimeden anlaşıldığına göre; insan nasıl zahiri âzâları ile günah veya sevap işliyorsa, kalbi ile de manevi olarak hem günah hem de sevap işlemektedir.
Her insanın mutlaka bir niyeti ve kastı vardır, ister hayır, ister şer olsun. Kişi 'ben bunu yapacağım' diye niyet eder. İşte Allah'ın rahmeti o kişinin üzerine olsun ki; kendi niyetine, kastına dikkat eder, onun üzerinde durur, düşünür.

    Çünkü mü'min, niyetine, kastına dikkat ettiğinde, tefekkür edecek, düşünecek ki 'benim bunu yapmamdan Allah razı değildir, o günahtır, Allah bununla bana azap verecektir' diyecek ve bu şekilde, bu şer niyetinden vazgeçecektir.

     Kalbine hayır olan bir niyet geldiğinde ise 'bunu yaparsam, Allah benden razı olacak, kıyamet gününde bana cenneti verecek' diye düşünüp o işi yapacaktır.
Allah-u Zülcelal,  başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize            kulluk edin."  (Bakara; 21) 

    Bizi yarattığı için Allah'a ibadet etmemiz lazımdır. Kendimiz ve bize verilen nimetler, O'nun mahlukudur, her şeyi O yaratmaktadır. Bu yüzden, Allah-u Zülcelal'e karşı çok dürüst ve özü-sözü bir olmamız lazımdır. Ruhumuz, kalbimiz, canımız her şeyimiz, O'nun karşısında son derece doğru olmalıdır.Allah; niyete, fikre, insanın kalbinde olana bakar. İnsan bir hata işlediğinde, pişman olur:  "Keşke böyle yapmasaydım." diye kendi kendine huzursuz olursa, Allah onun kalbine, niyetinin noktasına bakıp kulunun pişman olduğunu görür ve kul daha: "Ya Rabbi! Ben pişmanım." demeden, onu affeder.

    Daima bilmeliyiz ki Allah-u Zülcelal ilmi ve kudretiyle bizden, maneviyatımızdan, haberdardır. O içimizi, kalbimizi, her şeyimizi bilir. Günah işlemek için içimize kötü bir fikir geldiğinde, O hemen onu bilir. Kişi: "Ya Rabbi! Ben bu işten pişman oldum, tevbe edecegim!" diye içinden niyet edince, daha dille söylemeden Allah onu affeder. Kıyamet kopuncaya kadar, ne gibi işler yapılacağını O bilir. 

     Onun için bizde daima iyi fikir, iyi niyet olması lazımdır. Kötü fikir ve niyetler, bizim düşmanımız olan şeytandandır. İyi niyetler ise Rahmani'dir (Allah'tandır) ve Allah'ın meleklerinden gelir.

     Onun için yalnız kaldığımız zaman, o anda yerine getiremesek de daima hayırlı şeyler, Allah'ın rızasını kazanacak konuları düşünelim ve onlara niyetli olalım. Allah-u Zülcelal, iyiliğe, hayra, niyetlenen kuluna, hemen yapmış gibi sevap yazar. Fakat kötü bir şeye niyetlendiğinde, onu yapıncaya kadar yazmaz. İşte O, bize karşı bu kadar merhamet sahibidir. Öyleyse biz de O'na karşı, samimi olmaya gayret etmeliyiz.

    İbn-i Abbas radıyallahu anh'dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır:  "İki şey vardır ki insanlar, bunlarda çok zarar ediyor, aldanı-yorlar. Birincisi sıhhat, ikincisi de boş vakittir." (İbn Mace) x

    Hakikaten, hasta olanlar sıhhatin kıymetini iyi biliyorlar. İnsan sıhhati yerindeyken, sanki her zaman bu böyle olacak, sağlığı hep yerinde olacak, o sıhhat ona Allah'ın bir nimeti değilmiş gibi gelmektedir. Ama hasta olanlar, sıhhatin ne büyük bir nimet olduğunu iyi bilirler. Demek ki insan, o sıhhat nimetini iyi değerlendirmelidir. Bu nimeti iyi değerlendiremezse, bilsin ki büyük bir zarar içerisindedir.

    Bazen insana öyle yoğun iş çıkıyor ki, niyet ettiği işi yapmak istese de yapamıyor. Öyleyse vaktimiz boş olduğu zaman iyi değerlendirelim. Bir melek her gün kabir ehline şöyle nida eder:  "Ey kabir ehli! Siz, dünyadaki insanlara neden gıpta ediyorsunuz?" Onlar o meleğe şöyle cevap verirler:  "Biz camide ibadet edenlere, Kur'an okuyanlara, zikir yapanlara, sadaka verenlere gıpta ediyoruz. Onların paralarına, altınlarına, gümüşlerine, dünya nimetlerine hiç gıpta etmiyoruz. Çünkü onlar geçicidir. Onları biz de gördük. Fakat şimdi hiç görmemiş gibi olduk.

     Bize bugün; hakiki mal-mülk olan, camilerde namaz kılmak, zikir yapmak, Kur'an okumak, Allah sohbeti yaradı. Biz ona gıpta ediyoruz. Keşke biz dünyada, onların yerinde olsaydık, neler yapardık, diyoruz ama fırsat elimizden geçmiştir." 

    İşte her gün bir melek kabir ehline böyle der. Kabir ehli de böyle cevap verirler. Biz de onlar gibi bir gün öleceğiz. Bize de bu şekilde söylenecek, biz de bu şekilde cevap vereceğiz.

    Enes bin Malik radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber  (S.A.V) hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:  "Kim ahiret hususunda kendinden üstün olanlara, dünya hususunda da kendinden aşağıda olanlara bakarsa, o kişi şükredenlerdendir. Hiç 'Elhamdulillah' demese de Allah onu şükredenlerden yazar." (Tirmizi)
Evet, kişi ahiret söz konusu olduğunda, daima kendinden üstün olanlara, kendinden daha fazla ibadet edenlere, zikir yapanlara, sadaka verenlere, ilim okuyanlara bakmalı ve: "İşte, falan kimse, şöyle ibadet yapıyor, böyle yapıyor, ben niçin böyle yapmıyorum." diye kendi nefsine seslenmeli, ona bu şekilde hitap etmelidir.

    Dünya söz konusu olduğunda da kişi kendinden aşağıda olanlara, fakirlere bakmalıdır. Bir kahvaltı yapamayacak, bir yemek yiyemeyecek durumda olan ve borçlu olan kimseler vardır.  Kişi kendisinden fakir olanlara baktığında, üzerinde borç olmadığı için 'Elhamdulillah' demese de Allah-u Zülcelal'in yanında şükredenlerden sayılmaktadır.
Allah-u Zülcelal'in biz kullarına vermiş olduğu bu fırsatları iyi değerlendirmemiz ve ibadetler üzerinde gayretli olmamız gerekemektedir.

    Allah-u Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin...
 


Emo

  • EmO
  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 1088
  • Rep Puanı: 55
Yanıtla #1 : Aralık 13, 2007, 01:10:39 ÖÖ
Teşekürler paylaşım için..


grinch1987

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 1418
  • Rep Puanı: 33
Yanıtla #2 : Aralık 16, 2007, 02:59:55 ÖS
gercektende güzel bi konu paylasımın ıcın tesekkurler allahım affetsın benı gunahlarımdan oturu :-\
İmza Atmasını Bilmiyorum Parmak Basabilirim ?