İslami Eğitim

Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Osmanlı Tarihi / Ynt: Kanuni nin Hürrem sultana yazdığı gazel
« Son İleti Gönderen: sitesahibi Ocak 08, 2016, 10:03:00 ÖS »
ddd
2
Osmanlı Tarihi / Ynt: Yavuz Sultan Selim Küpe Takti Mı?
« Son İleti Gönderen: sitesahibi Ocak 08, 2016, 10:02:54 ÖS »
ddd
3
Osmanlı Tarihi / Ynt: Duraklama Dönemi ve Son Başarılar
« Son İleti Gönderen: sitesahibi Ocak 08, 2016, 10:02:49 ÖS »
ddd
4
Sizden Gelenler (Peygamber Efendimiz ) / İftarda 'birkaç çeşit yemek' hüznü
« Son İleti Gönderen: Rana Ekim 07, 2012, 02:07:47 ÖS »
Abdurrahmân bin Avf (r.a)’ın oruçlu olduğu bir gün, iftar sofrasına birkaç çeşit yemek konulunca gözyaşları içinde şöyle dedi:

Cennetle müjdelenen 10 sahabeden biri olan Abdurrahmân bin Avf (r.a)’ın oruçlu olduğu bir gün, iftar sofrasına birkaç çeşit yemek konulmuştu. O bundan müteessir oldu ve gözyaşları içinde şöyle dedi:

"Mus’ab bin Umeyr -radıyallahü anh-, Uhud savaşında şehid edildi. O benden daha faziletli idi. Ama kefen olarak bir hırkadan başka bir şeyi yoktu. Onunla da başı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açık kalıyordu. Şimdi ise bize dünyâlık olarak her şey verildi. Doğrusu hayırlarımızın karşılığının dünyâda verilmiş olmasından korkuyorum. (Acaba kazandığımız ecirler âhiretten noksanlaştırılıp bu dünyâda mı veriliyor?!)"

Abdurrahman bin Avf -radıyallahü anh- bu sözlerinin ardından, mahzun bir şekilde sofrayı terk etti. (Buhârî, Cenâiz, 27)
5
Sizden Gelenler (Peygamber Efendimiz ) / Efendimiz'in bir günü nasıl geçerdi?
« Son İleti Gönderen: Rana Ekim 07, 2012, 02:06:59 ÖS »
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (S.A.V) bir günü nasıl geçerdi? Merak ediyorsanız bu yazıyı okuyun...

Peygamber Efendimiz (S.A.V) gecenin son üçte birine doğru uyanırdı. Cihana bedel gözlerindeki uykuyu eliyle silerek doğrulur ve "Bizi öldükten sonra dirilten ALLAH’a hamd olsun. Yeniden diriltip huzurunda toplayacak da O’dur." diye dua ederdi. Bazen Medine’nin berrak gökyüzüne bakarak, Al-i İmrân Sûresi’nin son on bir âyetini okurdu. Sağ tarafından başlayıp gömleğini giyer ve ilk iş olarak inci dişlerini misvâklardı.

Abdest bozacağı yere yaklaştığı sırada "ALLAH’ım! Her tür şeytandan (kötülüklerden ve günahlardan) sana sığınırım" diye dua eder, oradan uzaklaşırken "ALLAH’ım! Beni bağışlamanı dilerim" anlamında "Gufrânek" derdi. (Tirmizî, Tahâret 7) Abdest alıp teheccüd namazına başlardı.

Canlı ve coşkulu bir ibadetten sonra mübarek bedeni yorulduğu için yeniden istirahata çekilirdi. Ayrıca geceleri Bakî Mezarlığı’na gider, vefat eden ashâbına dua ederdi. Çok önem verdiği bu görevi hiç ihmâl etmezdi. Sabaha doğru müezzin, Resûlullah’ın (S.A.V) evine iki defa uğrardı. Birincisinde namaz vaktinin girdiğini haber verir, o zaman Efendimiz tekrar kalkıp sabah namazının iki rekat sünnetini kılar, sağ tarafına uzanıp dinlenirdi. Müezzinin ikinci gelişinde mescide çıkıp kendisini bekleyen ashâbına sabah namazını kıldırırdı. (Buhârî, Teheccüd 23) Namaza başlamadan önce safların ip gibi düzgün tutulmasını tavsiye eder, bazen sahabilerin omzuna dokunarak herkesi bir hizaya getirirdi. (Müslim, Salât 122-128)

Ashabıyla sohbet ederdi

Ortalık iyice aydınlanmadan namaz kılınmış olur, kadınlar geldikleri gibi sessizce evlerine döner, âcil işi olmayan erkekler Peygamberimiz’le (S.A.V) beraber olmak, onun gül yüzüne doya doya bakmak için yerlerinden ayrılmazlardı. Mihrapta bağdaş kurup oturan Efendimiz (S.A.V) güneş doğuncaya kadar ashâbıyla sohbet ederdi. (Müslim, Mesâcid 286) Bazen ashâbına o gece gördükleri rüyayı sorar, rüyalarını tâbir ederdi; rüya gören olmamışsa kendi rüyasını anlatırdı.

Zira Peygamberimiz (S.A.V) rüyalarda önemli olayların ipuçlarını bulur, mü’minin gördüğü rüyanın peygamberliğin kırk altıda biri olduğunu söylerdi. (Buhârî, Ta’bîr 2)

Evine besmeleyle girerdi

Peygamber Efendimiz (S.A.V) daha sonra eve döner, besmele çekerek içeri girer, sol tarafından başlayıp ayakkabısını çıkarır, ev halkına selâm verirdi. Eve besmeleyle girildiğinde şeytanın üzüldüğünü, adamlarını "Artık burada kalamazsınız" diye uyardığını söylerdi. (Müslim, Eşribe 103) Eve girerken "ALLAH’ım! Senden hayırlı giriş, hayırlı çıkışlar niyaz ederim. ALLAH’ın adıyla girdik, ALLAH’ın adıyla çıktık ve Rabb’imiz olan ALLAH’a tevekkül ettik." der, içeri girer girmez yine dişlerini misvâklardı. (Müslim, Tahâret 43, 44) Sonra hanımına evde yiyecek bir şey olup olmadığını sorar, yiyecek bir şey yoksa oruca niyet ederdi. (Müslim, Sıyâm 169, 170) Eline geçeni yoksullarla paylaştığı için yiyecekleri sık sık tükenir, evlerinde haftalarca yemek pişmediği olurdu. işe annemizin dediği gibi böyle zamanlarda hurma ve su ile veya komşuların gönderdiği yiyeceklerle yetinirlerdi. Gün olur bir tabak yemekle, gün olur birkaç hurmayla idare ederdi. Bir şey yerken besmele çekmeyi, sonra da "elhamdülillah" demeyi hiç ihmal etmezdi.

Hanımına yardım ederdi

Evde bulunduğu saatlerde eşlerine her konuda yardım ederdi. Gerekirse evi süpürür, hayvanları sağar, elbisesini yamar, kendi işini kendi yapardı. (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, VI, 256) Her sabah onların hatırını sorar, ihtiyaçlarını öğrenir, sonra da bunları temin ederdi. Yolda karşılaştığı kimselere selâm verip tokalaşırdı. Duha namazı diye de anılan kuşluk namazını hiç ihmal etmezdi. Öğle sıcağı iyice bastırınca kaylûle yapar yani öğle uykusuna yatardı. Sevdiği kimselerin evinde kaylûle yaptığı da olurdu. Vaktinin önemli bir kısmı Mescid-i Nebevî’de geçerdi. Müslümanlar’la orada görüşüp sohbet eder, sorularını cevaplandırır, öğüt isteyenlere öğüt verirdi. Önemli bir duyuruda bulunacağı zaman herkesi orada toplar, ganimet mallarını dağıtır, göndereceği heyetleri, askerî birlikleri, tayin edeceği kumandanları, valileri, zekât memurlarını, dini öğretecek muallimleri belirler, yabancı heyetleri kabul eder, onları orada veya mescidin yanında kurulan çadırlarda ağırlardı.

Sağ tarafına yatardı

Yatsı namazı kılındıktan sonra önemli bir işi yoksa, kardan beyaz dişlerini temizleyip abdestini alır, yatağına gider, İhlâs ve Muavvizeteyn’i yani Kulhüvallâhüahad ile Kul eûzüleri okuyup ellerine üfler, sonra da ellerini yüzüne ve vücuduna sürerdi. Yavaşça sağ yanına uzanır, mis kokulu avucuna gül yanağını koyar ve bazı dualar okurdu. Kimi zaman kısaca "ALLAH’ım! Senin adınla ölür, senin adınla dirilirim" anlamında "Allâhümme bismike emûtü ve ahyâ" der (Buhârî, Daavât 7, Karizmatik bazen daha uzun dualar okur, sonra kendisini bir tür ölüm kabul ettiği uykunun kollarına bırakıverirdi.
6
Sizden Gelenler (Peygamber Efendimiz ) / Aç Kapılarını Kabe
« Son İleti Gönderen: Rana Ekim 07, 2012, 02:06:13 ÖS »
Bir at üstünde kanatlanmış geliyor sanki,
Ümmetin efendisi.
Suruşunda bir asalet, ve gözlerinde tebessüm.
Ağlamaya alışkın gözler bu defa gülüyor.
Sultanlar sultanı geliyor,
Alemlerin peygamberi geliyor.
Muhammed Geliyor...

Sırtında sanki dağlar taşıyor.
Gözlerinden sanki ummanlar akıyor.
Gülüyor nurlu yüzü,tebessümü ashabı'na cesaret veriyor.
Başlar önde,Kabe kollarını açmış bekliyor.
kabe yarini bekliyor,kabe sahiplerini bekliyor.
Ashab'ın yüzünde bir heyecan.
Ve Muhammed Gülüyor.Aç kapılarını kabe,
Çünkü sevdalın geliyor.

Mekke'nin kapısından asırlık bir devir için
bütün ihtişamıyla,gökleri bile ağlatan peygamber giriyor.
İşte zeyd,kalabalığın içinde gizlice ağlıyor.
Cafer ellerini yüzüne götürmeye utanıyor.
Yasir Rasullullahın yüzüne sanki aşık olmuş,
Nasıl da hayranlıkla bakıyor.
Ve bütün ağızlarda salavat
Gökler ALLAH sesiyle inliyor.
Bütün ihtişamıyla bir devri aydınlatmaya
Aşka susamış insanlığa aşkı sunmaya
Muhammed geliyor.

Çamurdan putların üzerine yağmur düşüyor.
Kabenin önü kirli su Muhammedim,
Senin nur'unla arınıyor.
Sırtında sarı elbisesiyle,Gülen nurlu yüzüyle,
Bir devenin üzerinde Rasullullah geliyor.

Nasılda belli sırtındaki yük,çektiğin çile,
Halid bin velid ellerini semaya kaldırıyor.
Ne müthiş bir andır bu,gökler senin isminle yankılanıyor.
Lailahe illALLAH Muhameden Rasullullah.
Aç kapılarını kabe,senin tek sevdalın geliyor.
Muhammed geliyor.

Hz.Hamzanın savaşını vermeye yemin etmişçesine,
Gözlerini tutamıyor kusam-bin Abbas.
Seni korumak için Uhud'da kendini siper ederken habeşi
ALLAH dedi,tekbir ALLAH.
Muhammedi yaradan ve bizlere Rahmet yollayan
ALLAH için savaşın dedi.
Haykırırken dili bu anlatılmaz sevdayı,
Yüreği sanki ondört yürek oldu aşkından.
Kab'bin Malik kabenin kapısında el pençe,
Sana divan duruyor,
Deven sanki üzerinde bir asrı taşıyor.
Herkes deven olmak istemişti orda.
Seni omuzlarda taşımak ve salavatlar sunmak için sana.
Kabe hiç bu kadar dile gelmemişti.
Aç şimdi kapılarını kabe.
Sultanlar sultanı geliyor.
Efendiler efendisi geliyor.
Aç kapılarını kabe...Muhammed geliyor...

Mekke'nin kapısından bir ihtişamla,
İnsanlığın önderi giriyor.
Babasızlığın acısını yaşayıp yıllardır,
İçinde sakladığı sevdayı sunmaya geliyor.
Bilal-i habeşi ezan okuyor kabenin tepesinde.
Bütün gözler göğe bakıyor.
Rahmet iniyor gökyüzünden.
Sultanımın gözlerinde bir tebessüm,
Sanki omuzunda bir dağı taşıyor.
aç şimdi kapılarını mekke,
Aç kapılarını kabe,


Çünkü Rasullullah geliyor,Muhammed geliyor,Muhammed geliyor...


ALINTI
7
Sizden Gelenler (Peygamber Efendimiz ) / Efendimizden(asm) altın tavsiyeler
« Son İleti Gönderen: Rana Ekim 07, 2012, 02:05:00 ÖS »
Peygamber Efendimiz, bütün insanlığın hem bu hem de öte dünyada mutlu olmalarını istiyordu

Zaten O’nun dünyaya gönderiliş sebeplerinden birisi buydu. Öyleyse iki cihan saadetini kazanmak istiyorsak Efendimiz’in şu tavsiyelerine hep beraber kulak verelim...

Bir gün, bir adam Peygamber Efendimiz’in yanına gelerek, "Size dünya ve ahiretle alakalı soracak sorularım var" der. Bunun üzerine Peygamberimiz o kimseye, "Ne istiyorsan sor" buyururlar.

Ardından o kişi ile Peygamber Efendimiz arasında bizim de pek çok dersler çıkarabileceğimiz şu diyalog yaşanır: - İnsanların en zengini olmak istiyorum.

- Kanaatkâr olursan insanların en zengini olursun. - İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum.

- İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır. Sen de insanlara faydalı ol.

- İnsanların en adaletlisi olmak istiyorum.

- Kendin için istediğini insanlar için de istersen insanların en adili olursun.
- İnsanlar içinde ALLAH’a en yakın, O’nun en has kullarından olmak istiyorum.

- ALLAH’ı çok zikredip anar ve hatırlarsan o zaman ALLAH’ın en has kulu olursun.

- Muhsinlerden, iyilik edenlerden olmak istiyorum.

- ALLAH’a, O’nu görüyor gibi ibadet et, her ne kadar sen O’nu görmesen de O seni görüyor.

- İmanımı kemale erdirmek istiyorum.

- Güzel ahlaklı olursan imanın kemale erer.

- Kıyamet günü nur içinde haşrolmak istiyorum.

- Hiç kimseye zulmetme, kıyamet günü nur içinde haşrolursun.

Merhametli ol!

Rabb’imin bana merhamet etmesini istiyorum.

- Önce kendine ve insanlara merhamet et ki; ALLAH da sana merhamet etsin.

- Günahlarımın azalmasını istiyorum.

- İstiğfar ederek günahlarının bağışlanması için ALLAH’a yalvarırsan günahların azalır.

- İnsanların en kerimi olmak istiyorum.

- ALLAH’a kullarını şikayet etmezsen insanların kerimi olursun.

- Rızkımın bol olmasını istiyorum.

- Temizliğe devam edersen rızkın bol olur.

- ALLAH ve Resulü tarafından sevilmek istiyorum.

- O zaman ALLAH ve Resulü’nün sevdiklerini sev, sevmediklerini de sevme.
- ALLAH’ın bana kızmasından kendimi korumak istiyorum.

- Kimseye kızmazsan ALLAH’ın gazabından ve kızmasından kurtulursun.

- Duamın kabul edilmesini istiyorum.

- Haramlardan sakınırsan duaların kabul olur.

Kusurları görme

ALLAH’ın beni başkalarının yanında rezil etmemesini istiyorum.

- Namusunu koruyup iffetli ol ki; insanlar yanında rezil olmayasın.

- ALLAH’ın ayıplarımı, kusurlarımı örtmesini istiyorum.

- Kardeşlerinin ayıplarını örtersen ALLAH da senin ayıplarını örter.

- Benim günahlarımı ne siler?

- Gözyaşların, hudûun (saygıyla ALLAH’a kulluğun) ve hastalıklar.

- ALLAH yanında hangi iyilik daha faziletlidir?

- Güzel ahlak, tevazu, belalara sabır ve kazaya rıza.

- ALLAH yanında en büyük günah hangisidir?

- Kötü ahlak ve ALLAH’ın emirlerine karşı gösterilen cimrilik.

- Rahman ALLAH’ın rahmetini ne coşturur?

- Gizliden gizliye sadaka vermek ve sıla-i rahim (akrabaları ziyaret ve görüp gözetmek).

- Cehennem ateşini ne söndürür?

- Oruç. Efendimiz, alemlere rahmet olarak gönderilmiştir.

O, elbette bizim hem dünya, hem de ahirette yüzümüzün gülmesini istiyordu. Bunun için çabalıyor, bizlere nasihatlerde bulunuyordu. Bize düşen onun söylemlerine kulak verip tavsiyelerini hayatımıza yansıtabilmektir.

Ali İhsan ER
8
Sizden Gelenler (Peygamber Efendimiz ) / Resulullahın (asm) orucu nasıldı?
« Son İleti Gönderen: Rana Ekim 07, 2012, 02:04:08 ÖS »


Peygamber Efendimiz (sav), bizim bu ayı bambaşka duygu ve ibadetlerle geçirmemiz gerektiğini ifade buyurmuşlardır

ALLAH Resulü (sav) için Ramazan bambaşka bir mevsimdi. Çünkü bu iklimin çok kutlu ve mübarek olduğunu O'na Yüce Rabbi bildirmişti. Bu yüzden ALLAH Resulü (sav)'nü bu ayda ibadet, taat, infak ve cömertlikte doruk noktasında görüyoruz. (Buhari, Müslim)

Peygamber Efendimiz (sav), bizim bu ayı bambaşka duygu ve ibadetlerle geçirmemiz gerektiğini ifade buyurmuşlardır: Ebû Hüreyre (ra)'dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

"Ramazan ayının ilk gecesi girince şeytanlar ve cinlerin şerli olanları zincire vurulur, Cehennem kapıları kapatılır ve hiçbiri açılmaz. Cennetin kapıları açılır hiçbiri kapanmaz ve bir münadi (seslenici) şöyle haykırır: "Ey hayır isteyen, ibadet ve kulluğa gel, Ey şer dileyen günahlarından vazgeç. Ve Ramazan boyunca bu iş her gece yapılır." [Müslim, İbn Mâce, Tirmizi]

Mü'min bu çağrıya müspet cevap verendir.

Peygamber Efendimiz (sav)'ı, Ramazan'ın gelmesiyle birlikte daha yoğun olarak görmekteyiz:

Hilâli gözetlerdi
Ramazan'ın başlangıcını belirlemek amacıyla hilali gözetlerdi. Hava bulutlu olur, Ramazan hilali görünmezse Şaban ayını otuza tamamlar, ertesi gün Ramazan'a başlardı. Eğer inandığı şahıslardan, hilali gördüğüne dair bir bilgi gelirse Ramazan'ı ilan ederdi.

Ramazan'a hazırlıklı olurdu

Peygamber Efendimiz (sav) Ramazan ayına dinç ve sağlıklı olarak girmek için gayret ederdi. Ramazan dışında en çok oruç tuttuğu ay, Recep ayı olmasına rağmen, bu ayın son günlerinde çok fazla oruç tutulmasını da uygun görmezdi. Bununla, Ramazan ayına daha dinlenmiş bir bedenle girilmesini arzu ederdi. Ancak yıllardan beri bazı günlerde oruç tutmayı alışkanlık haline getirenler için bir yasaklama getirmezdi.

Daha çok infak ederdi
ALLAH Resulü (sav) Ramazan ayında çok daha cömert idi. Şu rivayet bunu açıkça ortaya koymaktadır: "Resûlullah (sav) hayır yapmakta insanların en cömerdi idi. Ramazan'da Cebrail'le karşılaştığı zaman ise en cömert davranandı." [Buhari, Müslim]

Bu ayda yapılan iyiliklerin ecri, diğer aylara göre çok daha fazla olduğundan ve Peygamber Efendimiz (sav) bu ayda fazla ibadet ve infak yaptığından dolayı mü'minler de buna riayet etmelidirler.

Ramazan gecelerini değerlendirirdi
ALLAH'ın rahmetinin sağnak sağnak indiği mübarek Ramazan'ın gecelerini özellikle namaz, dua, istiğfar ve tefekkürle geçirirdi. Ve Müslümanların Ramazan gecelerini dolu dolu geçirmelerini teşvik ederek şöyle buyururdu: "Her kim inanarak ve karşılığını da ALLAH'tan bekleyerek Ramazan gecelerini ibadetle değerlendirirse o kimsenin geçmiş günahları bağışlanır." [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi] Bugün tüm dünyada Müslümanların büyük bir coşkuyla eda ettiği teravih namazı, Peygamber Efendimiz (sav)'ın Ramazan'daki gece ibadeti olarak bize yansıyan en önemli bir ibadettir. Bu namazın vitir namazıyla birlikte kırk bir rekât, vitirsiz yirmi rekât veya sekiz rekât olarak kılındığına dair rivayetler var ise de tercih edilen görüş yirmi rekâttır.

Oruçluları davet ederdi
Peygamber Efendimiz (sav) diğer zamanlarda evinde olan veya kendisine hediye olarak gelen yiyecekleri ashabıyla paylaştığı gibi Ramazan ayında bunu daha çok yapardı. Özellikle, riyasız olarak sadece ALLAH için yapılan bir ibadeti ifa eden Müslümanların hele hele de fakirlerin davet edilmesine, iftarda ikramda bulunulmasına çok önem verirlerdi. Efendimiz (sav), Ramazanda bir oruçluyu doyuranın, ekstra bir oruç sevabı kazanacağını şöyle müjdelemektedir: "Her kim bir oruçluya iftar yemeği verirse, kendisine, oruçlunun sevabından bir şey eksiltmeksizin onun sevabı kadar sevap vardır." [İbn Mâce, Tirmizi]

Mukabele ederdi
Ramazan aslında Kur'an ayıdır. Kur'an bu ayda indirilmiş ve özellikle bu ayda daha çok okunması emredilmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) da bu ayda çokça Kur'an okumuştur. Sadece kendisi de değil, ayrıca Cebrail (as) ile birlikte karşılıklı Kuran okurlardı.

Her yıl tekrarlanan bu mukabele, Peygamber Efendimiz (sav)'ın vefat ettiği yıl iki defa gerçekleşmiştir. [Buhari, İbn Mâce] Bu uygulama Ramazan'ın kıymet ve kadrini ifade ederken, aynı zamanda biz Müslümanlara güzel bir örnek de olmuştur. Ramazan ayının girmesiyle birlikte tüm camilerde ve çoğu evlerde okunan Kur'an-ı Kerim'ler, mukabeleler o uygulamanın bir devamıdır.
Milli Gazete
9
Sizden Gelenler (Peygamber Efendimiz ) / Beni Yanliz Bırakma
« Son İleti Gönderen: Rana Ekim 07, 2012, 02:03:28 ÖS »
   
Beni Yanliz Bırakma

Gönlüm gözüm senin ile açılır,
Geçilmezler senin ile geçilir,
Adın anılınca nûrlar saçılır;

Doğ rûhuma beni hasretle yakma!
Hak aşkına kulun yalnız bırakma!

Ben bir kapıkulu, sen de sultansın,
Yolda kalmışlara hakr17;tan emansın,
Ben bir ceset isem, sen onda cansın;

Doğ rûhuma beni hasretle yakma!
Dost aşkına kulun yalnız bırakma!

Âşıklar ararlar seni her yerde,
Dudağın şerbeti dermandır derde..
Ben bir dertli isem dermanım nerde?

Doğ rûhuma beni hasretle yakma!
Hak aşkına kulun yalnız bırakma!

Bir yüzü karayım pek çok vebâlim,
Düşe-kalka, kalmadı hiç mecâlim..
Bilmem ki ötede ne olur hâlim..?

Doğ rûhuma beni hasretle yakma!
Hak aşkına kulun yalnız bırakma!

Bir zaman mevsimler bütün bahardı,
Korkarım o günler bir bir karardı..
Merhamet! yollarım bir sarpa sardı..

Doğ rûhuma beni hasretle yakma!
Dost aşkına kulun yalnız bırakma!


ALINTI
10
Sizden Gelenler (Peygamber Efendimiz ) / Efendimsin Baharım Sende Gizlidir
« Son İleti Gönderen: Rana Eylül 11, 2012, 02:37:11 ÖS »
Efendimsin Baharım Sen'de Gizlidir

Nasıl ki kâinat insan için yaratılmış ve kâinattan maksûd ve müntehap insandır; öyle de, insandan dahi en büyük maksûd ve en kıymettâr müntehab ve en parlak âyine-i samed, elbette Ahmed-i Muhammed’dir. / Risâle-i Nûr

Efendim! Sen geldin, karanlığın en koyu deminde ebedî gündüzü müjdeledin. Sen geldin, gelişin bütün gelişlerin anası oldu. Sen geldin, kalplerin bekleyiş nidası sükûn buldu. Dünyamız Seninle dünya oldu. Ukbamız Seninle ukba oldu. Bir tek sözün, uyumuş yürekleri coşkuya uyandırdı. Bir tek hareketin, donuk iradeleri coşku seline çevirdi. Güneş nasıl bir anda geceyi gündüze çevirirse, Mü’min kalplere öyle güneş olarak doğdun. Bir yol açtın ki asırlarımızın önüne, yolunda yürüdüğümüz takdirde ödülümüz, dünyada afiyet, ahirette Cennet oldu.

Efendim, kâinatın en mükemmel meyvesi insan, insanlığın en mükemmel meyvesi Sen. Sen geldin, kâinat varlığının gayesine kavuştu. Kalpler yaratılış sırrına uyanır oldu. İdrâkler Senin sesinle soluğunla şereflendi de varlıkların gerisindeki mânâ ufkuna yol buldu. Bakışın, duyuşun, mânevî ışıltın vurmasaydı asırlarımıza, mümin bir anne-babadan dünyaya gelmezdik. Bu tamamlanmış inanç manzumesini, bu ahlâk düzenini hazır bulmazdık. Benliğimiz, dünyamız, sonsuzlukla bütünleşen bir mânâ derinliği içinde ukbâya yürümezdi. Bütün varlık, Senin şerefinle ayakta. Nurun bir anda çekiliverse dünyamızdan her şey dağılıp giderdi.

Efendim, Senin her hareketin, her sözün ilâhî terbiye göklerinde olgunlaştı. Her biri hikmetlidir fiillerinin. Her biri, mâvera buutludur sözlerinin. Fiillerin müminler için kulluk yordamı, yasasıdır. Dünyada da ukbâda da sürekli sevinç senin yolunla… Senin fiillerine, sözlerine tutunarak yürümek yolların en kestirmesi, en güvenlisi, en huzurlusu... Bütün plânların, formüllerin en selâmetlisi… Müminlerin ‘can kulağı’ Senin mübarek sözlerinden alır gıdasını.

Efendim, ALLAH sevgisine aracı Sensin. Manevî yükselişlerin mirâcı Sen. Büyük menzillere ulaşmanın kılavuzu Sen. Yönsüzdür yönünü Sana dönmeyen. Mûcizelerin anası Sendedir. “Milyarlık İslâm tesbihinin imâmesi Sensin.” Seni tasdik edenler doğrulukta en önde olanlardır. Seni yüceltenler toplumların en yücesi… Kötülüklerin, âfetlerin, sapkınlıkların istilası zamanlarında Senin fiillerine, sözlerine sarılmak bir “Nuh Gemisi” emniyeti sağlar bize. Sana hayran, sana hasret, sana bağlı yaşamak; dünyada ve ukbâda afiyetle yaşamaktır.

Efendim, nasıl ki bir padişahın sevgisini kazanmak, onun emrindeki birinin sevgisini kazanmak, dediklerini yapmakla olur, padişahlar padişahının sevgisini kazanmak rûhsatı Senin elinde, Senin şefaatinde… Bütün bir ömrü hatarsız, kirsiz-passız, dikensiz, bir huzur evreninde geçirmenin iksiri Sende… Dünya hayatını ibadet coşkusuna çevirmenin kimyası Sende.

Tükenmeyen huzurların, eksilmeyen coşkuların, artıp duran sevgilerin, sevinçlerin kaynağı Sende. Seni anmak ibadet, Sana uymak ibadet, Sende aramak ibadet, Senden ummak ibadet!

Efendim, kâinatın yüreğine bir tohum atıldı. Murat Sendin. Hani toprağa itinayla bir çekirdek ekerler, ona özenle bakarlar, sular, her türlü tehlikeden korumak için gece gündüz onu beklerler. Filizlenip büyüme çağlarında daha bir itinayla fidanın üstüne titrerler. Bütün bu çabalar, emekler, itinalar fidanın büyüyüp ağaç olması, sonra da meyve vermesi için. Bunca meşakkat, bunca zaman sabırla beklemekteki ana gaye meyvedir. Kâinatta bunca deveran, bunca hareket, bunca bereket, bunca neşv ü nemâ, hep insan için. İnsan, şuurlu varlık, eşref-i mahlûkat. Bütün varlıklara üstünlüğü şuurlu oluşundan. Rabbinin sanatını, yüceliğini, kudretini fikredebilen ve bu fikrini derinleştirebilen, tasdik edip şükredebilen, duygu ve akıl cevheriyle kulluk bilincini zenginleştiren, ihlâs ve takva budunda mesafe aldıkça ilâhî lütûflarla, ihsanlarla tanışabilen… İnsanlar arasında da mâneviyat ufkunda sayısız mertebe var.

Efendim, kâinattan gaye, seçkin insandır. İnsandan gaye, ‘seçilmiş’ Sensin. Ay, bir gecede burçları dolaşır. Dünya, güneş, gezegenler ve bütün seyyareler göklerde hadsiz mesafeleri aşarlar ve böylece bir gerçeğin hükmünü örer dururlar. Bu, ne kadar açık bir hakikatse, Senin mübarek mirâcın bundan daha hakikat. Senin yüce hatırına, Rabb’im bize de mânâ ufkunda mirâçlar nasip etsin.

Efendim, nice ülkelerde saltanatlar yıkılır, tahtlar devrilir, taçlar sahip değiştirir, paraların üzerindeki isimlerden biri gider, biri gelir; ama mânâ ülkesinin padişahlığı hep Sendedir. Kutlu adın, rûh göklerimizden hiç silinmez. Sesin, soluğun gönül evlerimizi hep süsler durur. Güneşin doğudan doğup, batıdan batması ne kadar hakikatse Senin mûcizelerin bundan daha hakikat! Doğruluktan şaşmayan onca yakın dostun şahit olduysa sayısız mûcizene, onların mûcizelerini görmesi, işitmesi; kendi gözümüz-kulağımızla işitmek, görmek kadar hakikattir bize.

Efendim, gönüllerimizdeki saltanatın ebedidir. Rehberliğin, hiçbir rehberliğe benzemez. Bize hatarlı dünya yolculuğunda göz oldun, kulak oldun. Salimce yol almak için akıl, duygu, el, ayak oldun. Senin gözünle bakmak âleme, Sence duymak, Sence hissetmek Bize ebedî kurtuluş, selâmet oldu.

Efendim, İslâmiyet ağacının özsuyusun, meyvesisin. Bunca teveccüh Sana, Rabbimin ihsânıdır. Sendeki bunca şefaat, Rabbimin ikrâmıdır. Doğup yaşadığın ve medfun bulunduğun diyarlar, kutsal beldeleri oldu mümin yüreklerin. Bastığın yerler, dokunduğun eşya, dilinden dökülen cümleler, kıblesi oldu gönüllerimizin. Rehberimizsin ki yolunu yol bilerek “insan” katına çıktık. Önderimizsin ki sözlerini emir bilerek “ümmet” sıfatına erdik. İbadette en öndesin, kullukta en önde. Şükürde, dua niyazda en öndesin. En son gelsen de bütün gelenlerin önderliği Sende.

Efendim, Seni anarız, imanımız artar, pekişir huzurumuz. Seni anarız, arınıp paklanır kalp ve rûh hamurumuz. Seni anmak Rabbimizi anma şevkine basamaktır. Seni anmak kalbimizin, Seni anmak rûhumuzun gıdası, cilasıdır. Rabbim Senin kalbinle nazar etti âleme. Böylece bütün âlem Senin ışığınla ışıklandı. Seni anmak Rabbimizin rahmetine vesiledir.

Efendim, başsızlık, rehbersizlik en büyük mahrûmiyet, en büyük keşmekeş. Kaç put devirdin, kalplerimizde tevhit bayrağı dalgalandırmak için. Ne çileler çektin önümüzde yürünesi yol açmak için. Ne hakaretlere katlandın, kalplerimizdeki geceyi gündüze çevirmek için… “Sakının!” dediklerin, bizi nefisten, şeytandan korudu.

Mevlana Hazretleri’nin diliyle: “Senin yalımın olmadıkça aydın gün bile gecedir. Sana sığınmadıkça arslan bile tavşana tutsaktır. Bu arı duru tertemiz denizde, bu temizlik denizinde kaptan ol! Çünkü ey Mustafa [sallallahu aleyhi vesellem] ikinci Nuh’sun sen..”

Efendim, kâinattan gaye, seçkin insandır. İnsandan gaye “seçilmiş” Sensin. Ve Sen, Rabbimiz için en mücellâ “âyine-i Samed”sin. Onun ışığıyla görür Onun ışığıyla gösterirsin. Ve sözünle, fiillerinle, Bizim sözlerimizin, fiillerimizin kıblesisin.

***

Ey ALLAH’ım bizi Efendimizin hürmetine bağışla! Mazhar eyle Onun şefaatine. Donat, ışıldat ve ukbâda komşu eyle, Ona ve ashabına…

 M. Said Türkoğlu
Sayfa: [1] 2 3 ... 10